Şaşıyorum

2014-02-18 19:15:00

Ebu Zer El-Gıfari Hazretleri bir gün Allah'ın Elçisi'ne, "Ya Rasulallah! Musa aleyhisselamın sahifeleri ne idi?" diye sordu. Allah Rasulü "Hep ibret verici şeylerdi." dedi ve devam ettiler:   "Öleceğini kesin olarak bildiği hâlde sevinen kimseye şaşıyorum. Cehennem'e kesin olarak inandığı hâlde gülen kimseye şaşıyorum. Kadere kesin olarak inandığı hâlde kendini yoran kimseye şaşıyorum. Dünyanın hiç kimseye mal olmadığını gördüğü hâlde dünyaya güvenen kimseye şaşıyorum. Yarın sorguya çekileceğine kesin olarak inandığı hâlde Âhiret için çalışmayan kimseye şaşıyorum."   Allah'ın son elçisi doğruyu söylüyordu: Allah'ın elçisi Hazreti Musa'nın kitabında yazılanlar doğruydu; çünkü hepsi Allah'ın sözleriydi.   Dünyaya feryatlarla gözlerimizi açtığımızda geri sayım sayacımız çalışmaya başladı. Dur durak bilmeden; kurması, pili bitmeden bütün hâneleri sıfırlıyor saliseler... Bir tane ömrümüz vardı bu dünyada, doğduğumuz gün ömür hanesi sıfır oldu. Yıl hanesi sıfır, ay hanesi sıfır, gün hanesi sıfır ve nihayet saat, dakika, saniye, salise haneleri de sıfırlandı mı bu dünya bizim için bitmiştir. Artık "one minute"imiz kalmamıştır, daha da dünyaya gelmeyeceğizdir.   Bunu biliyoruz. Dünyanın en muhalif adamı bunun aksini iddia edemez ve dünyanın en dâhi hekimi buna çare bulamaz. Ne kadar zamanımızın kaldığından habersiziz, sevinebiliyoruz. Şaşılacak şey. İdam gömleği giydirilmiş, boynuna hükmü asılmış, kolları gardiyanlarca tutulmuş, elleri arkadan bağlı bir mahkûmun yağlı urganın önünde kahkahalar atması kadar acınacak haldeyiz sevindiğimizd... Devamı

Sonbahar'da Bahçemiz

2014-02-18 19:08:00

Dedemden kalma küçük bir bahçemiz var. İyice yaşlanıp verimden düşünce ağaçlarını, babam, söktürdü. Sonra toprak dinlensin diye bir yıl fasulye ektik. O sene (2008) bizim için sıkıntının zirveye çıktığı bir sene idi. 19 yaşındaki erkek kardeşim hastalanmıştı ve vilayette hastanede yatıyordu. Hastalığı ALL idi. Annem onun yanındaydı. Sık sık kana ihtiyacı oluyordu. Çok zaman çaresiz kalıyorduk. Ben, toprakla meşgul olmaktan büyük haz almama rağmen o yıl iki haftalık yaz tatilimin birinci haftasında fasulyeleri aklım hastanede, elimde telefon ve gözlerim zaman zaman yaşlarla dolu olarak suladım. Fasulyeleri toplama işini ise yaşı 80'i geçmiş olan nenem ve bizde misafir olarak bulunan halam yapıyordu.  Tatilimin ikinci haftasını hastanede refakatçi olarak geçirdim.  Sonra uzun bir tedavinin ardından kardeşim iyileşti. Normal hayatına döndü. Fasulye ile ağzının tadını değiştiren toprakta çukurlar açıyordu ailem, bahçemizi yeniden ağaçlarla dolduracaklardı. Kırmızı ve beyaz kirazlarla... Kardeşim de yardım ediyordu onlara. Geçmiş geçmişti, mutluyduk. Yaz geldiğinde genç fidanlarımız yapraklarla donandı. toprağın boş yerlerine de yonca ektirmişti babam. Ufak bir gelir olacaktı. Fidanların bazılarını kökten kurt kesti, kuruttu. Olsun, seneye yerine yenilerini dikecektik. Sonra belki yine kurtlar kurutabilirdi fidanlarımızı; ama biz vazgeçmezsek kurtlar belki vazgeçerdi. Yaz bitti, sonbahar geldi.  Kardeşimin hastalığı yeniden nüksetti. Kanındaki kurtlar vazgeçmemişti. Kardeşim yeniden hastaneye yattı. Durumu gittikçe ağırlaştı. Hafta sonları yanında refakatçi kalıyordum. ALL'nin üzerine bir de H1N1 virüsü kapmıştı. Yoğun bakım, daracık bir oda... Her taraftan cihaz... Devamı

Sihirli Değnek

2014-02-18 19:05:00

İyilik perisi, elindeki sihirli değneğiyle belirdi Külkedisi’nin yanında. Şaşırdı Külkedisi. İyilik perisi ona dedi ki “Üzülme, baloya katılacaksın.” “Ama nasıl?” dedi Külkedisi. “Giyecek düzgün kıyafetim bile yok. Hem olsa bile yetişemem, balo çoktan başladı çünkü.” “Ben her şeyi hallederim, sen merak etme.” diye karşılık verdi iyilik perisi. Sihirli değneğini, şaşkın gözlerle kendisine bakan Külkedisi’ne dokundurdu. Yaratılışının güzelliğiyle eski elbiseler içinde duran Külkedisi, gözlerin ancak prensesler üzerinde gördüğü kıyafetlerle donandı. Kıyafet tamamdı, güzellik yerindeydi; ancak bir de araba lazımdı baloya gidebilmek için. İşbaşındaydı sihirli değnek, balkabağına dokundu, araba yaptı onu, iki fareyi de arabaya at olarak koştu. Köpek de arabacı oldu sihirli değnekle. “Olur mu böyle bir şey? Bir dokunuşla eski elbiseler, yeni; balkabağı, araba olur mu? Ya da fareler, at; köpek, arabacı olur mu?” Olur. Oldu ya işte… “Masal işte… Ancak masallarda olur böyle şeyler. Hem neydi o sihirli değnek, kimdi o iyilik perisi? Uydurma, işte canım, masal… Var mı gerçek hayatta böyle şeyler?” Evet, var. Gerçek hayatta iyilik perileri de var, sihirli değnekler de. “Allah Allah… Ben yıllardır bu gerçek hayatta yaşıyorum; ancak ne peri gördüm ne sihirli değneğe tesadüf ettim.” Peki, yukarıda okuduğun masal kırıntısında balkabağını araba yapan şey neydi? “Masaldı o. Bak, sen de masal diyorsun.” Soruma cevap verebilir misin? Neydi o alet? “Perinin sihirli değneği…” Peki, o değneğe sihir gücü vere... Devamı

Uyanma/ma/k

2014-02-18 19:04:00

—   Çavuş dayı!.. Çavuş dayı!.. Ses, altında ahır olan evin, cephesindeki ahşap balkonunun açık kapısından içeri girdi, bütün boşluklara uğrayarak kırçıl sakallı, kalın ve uzun kaşlı, yaşlı, fakat diri ihtiyarın, ihtiyarlamamış kulaklarına ulaştı. Adam üçüncüyü seslenmeye hazırlanırken balkonda gıcırdama oldu ve takkeli bir baş belirdi. —   Çavuş dayı! —   Buyur Ahmet, içeri gel. —   Yoo, sağ ol, gidecem, işim var. Şey diyecem… Yarın sabah Karşıbayır’dan ot getirmeye gidecem. İki arabalık otum kaldı. Eğer işi yoksa, sizin oğlanlardan biri de sizin arabayı getirse de öğlenin sıcağına kalmadan alıp gelsek… —   Hımm… Olur olur, yarın olur. —   Sağ ol Çavuş dayı, Allah razı olsun. Namazdan sonra çıkarız yola. —   Tamam, ben oğlanlardan birini gönderirim. Bu konuşmayı, ahırı temizlemekte olan Davut ve Hulusi kardeşler, kulak kesilip dinlemişlerdi. Sessizliği Davut bozdu: —   Ben giderim. Bu cümlenin ardından Hulusi’nin itirazı geldi: —   Neyi sen gidersin? Sen küçüksün, ben giderim. Mesele kapandı o an için. Temizlik işini hızlandırdılar. İkisi de kendisine düşen işi bir an önce bitirme azmindeydi. Davut kendi yerini bir parça temizler temizlemez sakavili usulca dışarı süzüldü. —   Vay uyanık vay! Bir iki sakavil hamlesinden sonra Hulusi de işi bıraktı. Davut yoktu görünürde. —   Gidip ağama mı söyledi acaba? Yok yok gidemez. Yok yok gider. Gider gider… o gider… Koştu, yukarı çıktı. Çavuş dayı güzel, tok sesiyle Kur’an okuyordu.... Devamı